22 Ocak 2014 Çarşamba

2013 kitap günlüğüm

Biraz geç olsa da, 2013`te okuduğum kitapların listesini yayımlamaya karar verdim. Çok bereketli bir sene olduğunu söyleyebilirim, ama tabi ki daha çok okuya bilirdim. Neyse ki bu sene daha kararlıyım ve en az iki kat daha fazla okumayı hedefledim.

14 Aralık 2013 Cumartesi

Gems: BOOKS - June / July / August

Gems: BOOKS - June / July / August: Book time. Note - I discovered so many picture books during the last three months that I'm going to do a separate post devoted to t...

Hayatı Seviyorlardı Fransız Direnişçilerinin Son Mektupları

Mektup duygu ve düşüncelerimizi en yalın şekilde yansıtan edebi türdür. Tarihte kendine yer edinmiş
mektuplardan bazıları tarihi olayları aydınlatır, bazıları edebiyat akımlarına yön verir, bir diğerleri de dillerin gelişimine katkıda bulunur.Yerine göre bir gazete, yerine göre bir dergi tadındadır mektuplar...
Mektup denince aklımıza Fransa gelebilir belki de. Nedeni ise bu edebi türün Fransa`da daha çok yaygın olması ve Voltaire`in mektuplarının en kapsamlı mektuplar olarak tarihe geçmesidir. İlaveten, yüksek mevkilerle yazışmalar için de kaleme alındıkları olmuştur. Diderot, J.J.Rousseau, Montesquieu siyasetle mektup türünü buluşturanlardan bir kaçı. Mektuplar geçmişin akışına da ışık tutuyor. Batı dünyası yazarlarından Balzac, Flaubert, Geothe, Schoiller, Keats, Türk edebiyatından ise Ziya Gökalp, Namık Kemal, Halit Ziya, Cahit Sıtkı Tarancı mektup yazanlar kervanına katılanlardan.

13 Aralık 2013 Cuma

"Tavşan Deliğinde Fiesta" Juan Pablo Villalobos

Juan Pablo Villalobos Meksikalı bir yazar. Marketing ve ispanyol edebiyatı okumuş. Tavşan Deliğinde Fiesta 2011 de Guerdian First Book Award listesine girebilmeyi başarmış.
Narkoedebiyat diye popüler bir tür olduğunu da öğrenmiş oldum. Tavşan Deliğinde Fiesta bu popüler türün en güzel örneklerinden.
Ne iyi etmişim şu kitabı okumakla. Ama itiraf etmem gerekir ki kitabın kapağı ve ismi çok hoşuma gitti. İyi ki, kapak ve isim elele verip beni Tochtli`in küçük ve yaratıcı dünyasına götürmüş. Sarayda yaşayan bir çocuk düşünün... Ama bu saray Meksika`da...  Hayatında toplam 13-14 kişi tanıyan Tochtli`in büyüleyici hikayesi. Bu çocuğun gözüyle yazar toplumu eleştiriyor. Kara mizah örneği de denilebilir. 3 bölümden oluşuyor kitap. Herbir bölüm Tochtli`in hayatının bir bölümünü özetliyor. Birinci bölüm geçmişini, ikinci bölüm şimdiki durumunu, üçüncü bölümse geleceğini açıklıyor. İlk önce nasıl bir çevrede yaşadığını, nasıl bir ailesi olduğunu öğreniyoruz. Tochtli her gün düzenli olarak sözlükten kelime ezberliyor. Kelimeler ezberleyen bir adamın hikayesi vardı Amerikan edebiyatında. Bu hikaye de onun gibi başlıyor, daha sonra Huckleberry Finn`i hatırlatıyor. Çete kurmaları ayrıca Tom Sawyer`a da bir gönderme. Liberyalı cüce su aygırı istiyor bu aralar, hatta en büyük dileğine dönüşmüş su aygırı. Etrafındaki insanların çoğu görevleri itibariyle orada bulunuyorlar. Mitzli onun istediklerini almakla görevli, tabi ki de Yolcaut`un (babası) emriyle. Babsı soğuk bir kişiliğe sahip olsa da ara sıra çocuğuyla ilgileniyor. Yine de sadece parayla çocuğun mutlu olabileceğini düşünen ebeveynlerden biri O. Suaygıırını bulamıyor babası ve Tochtli`nin bu yüzden karnı ağrıyor. Mazzatin, özel öğretmeni, çok okumuş biri ve yazmak istediği için parasız kalmış. Mazatzin Japonlarla ilgili her şeyi çok seviyor. Kültürlü insanların hayatı bilmediğini savunuyor Mazzatin. Şapkalar Tochtli`nin hayatında özel bir yere sahip. Dünyanın her köşesinden bir örnek mevcut neredeyse. ``Şapkalar kralların tacına benzer.``
Kitabın arkasında Çevirmenin Son Notu kısmında isimlerin anlamları açıklanmış. Bu yüzden isimlerin anlamını söylemem eseri daha güzel anlamamıza neden olacaktır. Karakterlerin isimleri eski Meksika dili olan Nahuatl`dan geliyormuş. Tochtli / Usagi tavşan demek,Yolcaut çıngıraklı yılan, Mazatzin geyik, Quecholli flamingo, Chichilkuali kızıl kartal, Itzpapalotl siyah kelebek, Itzcuauhtli beyaz kartal, Alotl renkli papağan.
Her görevlinin kendine özgü yorumları mevcut hayatla ilgili. Mesela Cinteotl`a göre gariplik çirkinliğin akrabasıdır.

12 Aralık 2013 Perşembe

SAKIZ CEVİZ DENİZ: YENİ YIL HEDİYENİZ BİR KİTAP OLSUN

SAKIZ CEVİZ DENİZ: YENİ YIL HEDİYENİZ BİR KİTAP OLSUN: Umarım yeni yıl hepimize güzel şeyler getirir. Ben de yeni yıl hediyesi olarak buradan kitapsever bir arkadaşa seçeceği bir kitabı hediye e...

11 Aralık 2013 Çarşamba

Yavaşla! Bu hayattan bir defa geçeceksin!

Psikiyatri doçenti Kemal Sayar, Hacettepe Üniversitesi`nden mezun. Köşe yazarlığı yapmış ve Ruhun Labirenti, ve İnsanlık Hali programlarında da imzası var. Programları YouTube`dan izlemenizi öneririm.
Bazı kitapları yorumlamaya ihtiyaç yoktur. Çünkü onlar vurgulamak istedikleri noktaları gayet net bir şekilde anlatırlar. İşte Yavaşla tam da özetlenemeyecek kitaplardan. Bu yüzden kitaptan alıntıları size sunuyorum. Hayatınıza farklı bir pencereden bakmanız için okumanız dileğiyle!

10 Aralık 2013 Salı

"Alev" John Steinbeck

Masal tadındadır hep Steinbeck`in eserleri. Herhalde iyi ve kötünün sonu gelmez mücadelesidir buna sebep. Tam da Amerikan tarzı hayat/sahne ve Amerikan karakterler var ama masalsı bir Amerika`dır bahsedilen. Yazar ilk başta neden piyes tarzında yazmayı seçtiğini açıklar. Bildiğimiz üzere piyes, sahnelenmek üzere yazılmış tiyatro metinlerine denir. En önemli özelliği ise metnin değiştirilemez olmasıdır. Buna güvenerek Steinbeck piyes halinde anlatmak istemiş derdini. Eser 4 bölümden oluşuyor ve her bir bölüm sembolik olarak bize dünya hayatını anlatır. Birinci bölüm sirkte yaşanan olayları anlatır ve aynı isimle adlandırılır. Joe Saul`la arkadaşının konuşmalarından karakterler hakkında bilgi edinmiş oluyoruz. Yaşlanmıştır Joe ama yine de kahraman bir karakter geri tasvir edilir. Büyük babasının ismini almıştır ki, bu da yaşadığı toplumda kalıtımsal özelliklere ve nesillerin birbirine saygılı bir biçimde devam etmesine ne kadar büyük önem verildiğini gösteriyor. İlaveten, büyük babası da hayattayken,"2 tür soy vardır, palyaço ve cambazlar."demesi John`u ve o toplumdaki diğer bireyleri

Bir aşk serüveni

Her birimiz Adem ve Havva`yız aslında. Dünyayı tek başına algılayamıyor işte insanoğlu. İlla ki eşi olacak. Tabi her birimize biçilen rol farklı bu yeryüzünde ama bir de başkasının (aslında başkasındaki ben`in) gözlükleriyle bakma ihtiyacı hissediyor insan. Aşkı yaşadığında sanki sen sen değilsin ya da sanki dünyaya farklı kişilik olarak tekrar gönderilmişsin. Evet bu defa farklı gözlerle bakacaksın alıştığın nesnelere, insanlara, olaylara…. Sen sen değilsin artık, ya da sen sen`den öte bir şeysin. Hakikate daha da yaklaşır ve Hakikat`in içinde yok olmaya başlarsın. Bir taraftan dozunu iyi ayarlamak lazım şu aşk olayının. Tanrı diye taparsan birine, çok sürmez büyü bozulur, kendi dünyan başına yıkılır, karman çorman olur hayatın, işin içinden çıkamazsın. Sürekli aklında aynı soru yankılanır ``Neden?`` Ve sorarsın daha sonra sık sık `` Aşk bir ceza mıdır, yoksa hediye mi?`` Hayır, hiçbiri değil de dermandır aşk. Zira aşk layık olduğu mertebeye ulaşmazsa dert olur ki, o da başlı başına bir çeşit dermandır. ``Derdim bana derman imiş....``Niyazi Mısri`den hiçbir zaman unutulmayacak mısra.
Derman arardım derdime Derdim bana derman imiş 
Burhan sorardım aslıma aslım bana burhan imiş
Sağ u solu gözler idim dost yüzünü görsem deyu
Ben taşrada arar iken ol can içinde can imiş
Öyle sanırdım ayriyem,dost gayridir ben gayriyem
Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş
Savm u salat u haccile sanma biter zahid işin
İnsan-ı Kamil olmağa lazım olan irfan imiş
Kanden gelir yolun senin ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş
Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkel-yakin
Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş
İşit Niyazi'nin sözün bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak'tan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş


Derdimiz bize derman ise, dermanımızın da bize dert olması lazım. Hepimizin (aşk dedektörlerinin) aşk arayışı gerçekte dert arayışıdır. Ama aşk yolculuğuna çıkmak her babayiğidin harcı değil. Yine de herkes farkında olsun ya da olmasın aşkı arar, birazcık dertlenmek ister, bir dermana muhtaç olmak ister....

6 Aralık 2013 Cuma

Bilinmeyenin gizemi

Herkes bir şeyler hakkında susar
Sanat nedir diye düşünürüz zaman zaman. Genel bir tanımlama yaparsak, hayatı anlamlandırma ya da yorumlama biçimi olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların aynı sanat eserine bakıp çok farklı yorumlar yapabilmeleri de bilinmeyenin gizeminden kaynaklanıyor. İster resim olsun, ister müzik, isterse edebiyat, birtakım soyut boşluklar mevcut hepsinde. İzleyiciyi, dinleyiciyi, veya okuyucuyu bu boşlukları doldurmaya davet ediyor hepsi de. Bilinmeyenler bilinen olsaydı acaba, bu dünya bu kadar güzel olur muydu?
Yaşamak için sanat mı gerekli, yoksa sanat için yaşamak mı? Bana göre yaşamak için sanat gerekli. Burada `yaşamak`tan kastım ekonomik özgürlüğe kavuşup fiziksel olarak yaşama sürecine devam etmek değil. Yaşamanın bir de öteki yüzü vardır. Var olma amacımızı yerine getirmek için yaşamak. Bir başka deyişle, insanların kendi hayatlarında uğruna yaşadıkları değerleri zenginleştirmektir. Evet insanın hayatta var olabilmesi için çevresel koşulların olanaklı olması lazım ki, bu da barınak veya ev yapımı demektir. Ev yapımının kendisi bir sanat dalı yani mimari oluyor. Bu da hayatı anlamlandırmaya yardımcı oluyor. Avangart, Modern, Postmodern, klasik, vs. gibi ayrımı yapılan mimari tam da bu sürecin somutlaştırılmış halidir.
Eskiden insanlar tabiata bakarak yaratılışı ve susmayı anlıyorlardı. Günümüzde ise tabiatı hakikaten dinleyebilmek için önce galleri`lere bir uğramamız gerekiyor. Hayatın hengamesinden kendi çaresiz sesimizi bile duyamıyoruz. Özellikle Postmodern sanatla bir nesneden yola çıkarak bütüne, belki hepimizin bildiği Tanrıya, belki de başka başka tanrılara ulaşıyoruz.
Sanat eserleri bizim bu serüvenimizden habersiz onları yorumlayacak olanları ve de anlamsız bakışlarla bakacak olanları bekliyor sanat merkezlerinde. Kurtulmak istedikleri bir evrene düştüğünü düşünmüyorsa eğer ziyaretçiler, bu eserleri kendince yorumluyorlar. Tümevarım yöntemiyle, detaydan bütüne (bazen de tam tersine) ulaşıyor sanat severler. Bilinmeyenin gizemini kurcalıyor herkes, sonda bilen de oluyor, bilmeyen de.

İyi gizemler!

5 Aralık 2013 Perşembe

Madonna ve Freud

Madonna`nın ``Die Another Day`` şarkısını duymayan yoktur zannımca. Ben de duydum ama şarkı sözlerine pek önem vermemiş olduğumu anladım bugün. İşte o zaman keşke Freud amcamız yaşasaydı da şu zavallı kadına yardımcı olsaydı dedim içimden. Meğer Madonna bastırılmış duygularını daha da bastıramamış ve çaresizce Freud`a sesleniyormuş bu şarkıda. Şarkı bir iyi ve bir kötü (en berbat şarkı ödülü) almanın yanı sıra bir James Bond şarkısı. Klibinde de kendi kendisiyle ölümüne savaşır, zira Madonnalardan biri klişelere sığınırken, diğeri istediğini elde etmekte kararlı.Klibin sonunda beyaz güç siyah gücü yeniyor ve Madonna cezadan kurtulmuş oluyor. Böyle bir sonuç, ne kadar klişe olursa olsun, klişelere uymadan bu dünyada yaşanamayacağını gösteriyor bize. Ayrıca şarkıcının ``Sex`` isimli `coffee table book` sayılan (büyük, pahalı, bol resimli kitap) pornografik eseri de mevcut. 

Edebiyat kokusu

Hakiki edebiyatseverlerle bir edebiyat programını paylaşmak istiyorum. Belki çok sayıda edebiyat programı izlemiyorumdur (o da bulamadığımdan genelde) ama birkaç tane takipçisi olduğum program var. Hatta bugün YouTube`a koyulan videoyu ilk ben izledim :)
Kanal on4`te yayına sunulan programın sunucusu İskender Pala`nın asistanı, gazeteci-yazar Kaan Murat Yanık.
Programa katılanlardan birkaçının ismini yazıyorum, ilgisini çekenler Edebiyat Kokusu kervanına katılabilir :)

Murat Menteş
Mario Levi
İskender Pala
Ahmet Ümit
Enver Aysever
Tuna Kiremitçi
Prof.Dr. Durali Yılmaz
Ahmet Turgut
Yusuf Tazegün
Prof. Hüseyin Hatemi
Halil İbrahim
Prof.Dr. Hayati Develi
Yrd.Doç.Dr.Rövşen Alizade
Prof. Dr. Cihan Okuyucu
Dr. Fazıl Agiş
Tarık Tufan
Hande Kuşuoğlu
Furkan Çalışkan
Melek Tunç
Bülent Parlak
Kadir Sime
Sevra Güzel
Aytuğ Akdoğan
Ahmet Turgut
Yusuf Tazegün
Ömer Lekesiz
vs.

Küresel Bunalım

Yazar hakkında küçük ayrıntı: Ahmet Davutoğlu Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül`e dış politika başdanışmanlığı yapmıştır.
Bir kaç sene önce okuduğum Ahmet Davutoğlu`nun ``Küresel Bunalım`` kitabından aldığım notlarımı aktarıyorum.
Sanayi devriminden sonra sanayi mamullerinin Bengal`de satılması için ilginç bir uygulama yaparlar. El üretimine dayalı çok yoğun dokuma tezgahları olan Bengal`de, İngilizler ne yapar, bilir misiniz? Üretimin olması için o bölgede bir neslin parmaklarını keserler. Bir haftada 40.000 ustanın parmaklarını keserler. İngilizler, Hindistan`a geldikten sonra, Hindistan`daki bütün sembolik giysileri, sembolik unvanlarını tersine çevirdiler. Daha önce Hindistan`daki Türk olan Babur sultanlarının giydikleri giysileri, İngiliz sömürgecilerinin hizmetkarlarına giydirilir. Sembolleri tersyüz ederler. Benzer şeyler Kafkasya`daki Ruslar, Kuzey Afrika`da Fransızlar tarafından yapılır.
Arap dünyası Petrol benim coğrafyamda çıkıyor, ama Irak halkı aç. Bu nasıl uluslararası bir düzendir ki, benim toprağımda çıkan şey bana dönmüyor, bir mekanizmayla bir başka şeyi besliyor.
Demokratikleşme trendi neredeyse İslam dünyasına uğramıyor.
Felsefenin vasatı olmaz, vasatı tehlikelidir.
Felsefe bir deryadır, açıldıkça insan güvenlikte olur, kıyıda kaldıkça ise insanın boğulma tehlikesi artar.
Kendi içinde teröre uğramış olan bir devlet, iç yapısını hala kuramamış da bir devlettir.
İnsanlar yerleşik düzeye geçtiği zaman kimlik kazanırlar.
İnsanoğlu kendini güvende ve özgür hissetmediği zaman arayışı devam eder.
Bir anlık bir gaf, bilinçaltını yansıtıyor.
Amerikanın Ortadoğu`da hangi ülkelerde olumsuz ilişkileri varsa, Avrupa`nın o ülkelerde yoğun bir yatırımı var.

3 Aralık 2013 Salı

Milyonlarca Kuştuk...

Her kim ki kıskançlık gölünde yüzer
Bilsin ki ulaşmaz o kaf dağına
Bülbül ki aşk denizlerinde gezer
Uçamaz ki başka güllerin narına

Her kim ki bencillik dağına tırmanır
Bilsin ki kaderi yalnız kalmaktır
Her kim ki hırs ovalarında saklanır
Avladım zanneder ama kendi avlanır

Her kim ki hakikat ormanında bekler
Bilsin ki hatasız çıkamaz yarına
Her kim ki inkar limanında demirler
Eremez hiçbir zaman gönlünün sırrına
Her kim ki ayrılık vadisinde durur
Bilsin ki ne ararsa kendinde bulur

Biz milyonlarca kuştuk kaf dağına kanat açtık
Acı çektik yaralandık bilmiyorduk aldandık
Kimimiz yollarda kaldık dünya malına kandık
Kimimiz sebat ettik yedi vadiyi aştık

Gönül bu durmaz uçar zaman mekan tanımaz
Uzun yol yolcusudur bulmadan aşkı durmaz
Gönül bu durmaz uçar uzak yakın tanımaz
Uzun yol yorgudur yanmadan huzur bulmaz
Gönül durma uç yorulma uç yılma uç

Söz-Müzik Candan Erçetin

Ruhi Mücerret

Hızlı akan dünyada, hızlı okunabilecek roman... April yayıncılğa aşık olmama sebep olan roman. Artık bu
yayınevinden çıkmış herhangi bir kitap görsem, onda Ruhi Mücerret tadı arıyorum. Yakın bir arkadaşımı görmüşüm gibi sevinirim. Kara mizahlı, nostaljiyle reel dünya bir arada...

Kitabın soundtrack`i. (Yeni akım, kitap ve soundtrack) http://www.youtube.com/watch?v=5eQ3-27U1aA

Bir blog açtım, bütün hayatım değişti

Bir blog açtım, bütün hayatım değişti: Bir blog açtım, bütün hayatım değişti

İŞTE 2013'NİN ÖNE ÇIKAN 50 ROMANI!



1) Heba - Hasan Ali Toptaş


İletişim Yayınevi

2 Aralık 2013 Pazartesi

Bir kilo kitap lütfen :)

 Eveet internette gezinirken kitaplarla ilgili bulduğum siteler, youtube videoları ve facebook sayfaları.
Hazır olun herkesin beğendiği en az bir tanesi çıkacaktır.



  1. Kitap okumak isteyen ama parası olmayan öğrencinin bulduğu çözüm :)                                            Püf Noktası - beleş kitap nasıl okunurOyuncu- Dağhan Külegeç 
   

1 Aralık 2013 Pazar

Mini minnacık İstanbul :)


Sanat galerilerinde neden büyük alanlarda kücük nesneler sergilenir ki? Bu soruyu merak eden çok sayıda insan var ama yine de sorunun cevabını bulmak ıçın hiçbir çabada bulunmuyorlar kanımca. Insan geniş alanda kendini çıplak hisseder ama sanatı gerçekten anlamaya, tabiri caizse onu damarlarımıza enjekte etmeye hazır olduğumuzda bu alanı bir lutuf olarak görür, hatta belki daha geniş alana ihtiyaç duyar. Zira insan artık somuttatan soyuta geçiş yapmıştır. Geçmişe yelken açar, fantezi dünyasına uğrar ve anlatılmak istenene yeni anlamlar katar. Bu anlamda herbir insanın herhangi sanat yapıtından özel anlam üretmesi beklenir. 

Soğuk Kahve`den...


Insan bazen hayata dair küçük ayrıntılara kulak vermek istiyor... Soğuk Kahve işte böyle bir günde okundu. Soğuk kahveyi gerçekten seven biri olarak, onu sevmeyenlere arada bir denemelerini tavsiye ediyorum.

        İnsan gerçekten kendini anladığı
      zaman istemsiz bir şekilde yalnız
                           kalıyor.

Beddua etmeye vakti kalmamalı insanın.

Popüler Yayınlar

Blog Listem